Şimdi Caz Zamanı !...

Türk cazının önde gelen temsilcilerinden Volkan Hürsever Üçlüsü her çarşamba gecesi Jazz Time gecelerinde müzikseverlerle buluşuyor. lounge, DLC tarafından düzenlenen gecelerde Hürsever ve grubu klasik ve modern cazı günümüz sound'una taşıyarak; armonik ve ritmik öğelerle süslenmiş doğaçlama kompozisyonlarını dinleyicilerle paylaşıyor.

Yeni albümüyle cazı geniş kitlelere sevdirmeyi amaçladığını söyleyen Hürsever, Demet Güven´in sorularını yanıtladı.

D.G. -Yurtdışında ve yurtiçinde pek çok festivale katılmış bir müzisyen olarak, Türkiye´ de cazın durumunu nasıl yorumluyorsunuz

V.H. - Caz müziği bütün dünyada son yirmi yılda girdiği arayıştan pek mutlu ve tatmin edici bir sonuçla çıkamadı. Cazın kendi içinde yaratılmaya çalışılan alternatifler dinleyiciyi yordu ve bu müzikten uzaklaştırdı. Sanatta, özellikle caz müziğinde çok karmaşık, komplike arayışlar bu müziğin fanatik dinleyicileri dışında kalan, dinlemeye, anlamaya, öğrenmeye çalışanları korkuttu ve soğuttu. Ülkemizde de durum aynı. Bizim dinleyicimiz caz müziğinden anlamadığını zannedip dinlemekten kaçınıyor. Haklı oldukları taraflar da var tabii ki... caz kulüplerinde her zaman çok doğru müzikler çalmadığı için, anlaşılması zor, dinlemesi pahalı bir müzik olarak kaldı dinleyicinin aklında. Bu da pazarı küçülttü ve yeni kulüplerin açılıp genç müzisyenlerin yetişmesini engelledi... ama her şeye rağmen genç iyi caz müzisyenlerin yetiştiğini ve hala kulüplerde caz çalındığını görmek umut verici...

D.G. - Şimdiye kadar yurtiçi ve yurtdışında kimlerle çalıştınız?

V.H. - Yurtiçinde bütün caz müzisyenleriyle çaldım diyebilirim... yabancı caz müzisyenleri olarak Billy James, Harvey Thompson, Allan Haris, Laverne Buttler, Marion Cowings, Clifford Jarvis, Ricky Ford, Roy Haynes, Kenny Garrett, Nicholas Payton, Dave Kikovski sayabilirim.

D.G. - Açıkhava´daki Charlie Parker´ı Anma gecesinde sizi bekleyen bir sürpriz vardı. Grubun basçısı ve dünyanın en iyi basçılarından biri olan Christian McBride´ın yerini siz almıştınız ve böylece o konserde Roy Haynes, Kenny Garrett, Nicholas Payton, Dave Kikovski gibi efsane isimlerle sahneyi paylaştınız. Bize o günden bahsedebilir misiniz? Bu olayın ardından Roy Haynes ile Birds of Feather projesinin Avrupa turnesi geldi. Paylaştığınız sahnenin bu beraberliğe etkisi var mıydı?

V.H. - Hayatımın en büyük ve en güzel sürprizlerinden biri diyebilirim. Caz hayatına ilk başladığında efsane olmuş müzisyenlerle çalmak herkesin hayalidir. Benim de öyleydi ama açıkçası bu kadarı değil... festival programı açıklanıp da, Roy Haynes, Kenny Garrett, Nicholas Payton, Dave Kikovski ve Christian McBride´ı aynı anda dinleyeceğimi okuduğum anda nefesim kesilmişti. Bana bu adamlarla sen çalacaksın dediklerinde ne hale geldiğimi artık siz düşünün. Konser sonrası benim için bir kutlama partisi hazırlayan arkadaşlarımla konuşurken, Christian´ın ayağını kaydırıp ben çalmaya başladım diye şaka yaparken bir telefon geldi. Fransız aksanıyla İngilizce konuşan birisi bana Roy Haynes´in beni çok beğendiğini ve Avrupa turnesine katılıp katılmayacağımı sordu. Bunun bir şaka olduğuna o kadar emindim ki kahkahalarla güldüm. Ama şaka değilmiş. Arayan Roy Haynes´in menejeriydi... ertesi sabah hep beraber Venedik´e uçtuk.

D.G. - Yakın zamanda bir albüm yayınlayacaksınız. Albümün adı nedir? Yayınlanma tarihi belli mi? Albümde hangi müzisyenlerle çaldınız?

V.H. - Uzun zamandır caz dinlemeyi sevene, sevmeyip de sevmek isteyene hitap eden bir albüm yapmak istiyordum. Mart ayında çok sevdiğim ve değer verdiğim iki müzisyen arkadaşım Burçin Büke ve Volkan Öktem ile bir kayıt yaptık. Kendi bestelerimizden olduğu ismini de benim bestem olan Hediye adlı parçamdan alan bir albüm... eylül ayında A.K. Müzik tarafından piyasaya çıkacak. Bugüne kadar dinlettiğim herkesten övgüler aldı.size şu kadarını söyleyeyim. Kayıt bitip de Cd´ yi elime aldıktan sonra bindiğim taksideki şoför ile muhabbet ederken dinlettirdiğimde bana "abi bu caz değil ki, insanın ruhuna hitap eden bir müzik" dediğinde hedefime ulaştığımı düşünüp çok mutlu oldum...

D.G. - Kontrbasa olan ilginiz nasıl başladı?

V.H. - Kontrbasa hatta müziğe o güne kadar hiç olmayan ilgim, babamın beni 15 yaşımdayken konservatuara götürüp müzik okumak ister misin demesiyle başladı... yaşım müziğe başlamak için çok geç olmasına rağmen sınavlarda jürideki hocaların dikkatini çekmem ve fiziki durumumdan dolayı bana en uygun müzik aletinin kontrbas olduğuna karar verildi ve böylece on yıl sürecek klasik müzik eğitimim başlamış oldu... aslında caz müziğine olan ilgim de konservatuarın son yılında başladı diyebilirim...

D.G. - Basgitarla aranız nasıl?

Kontrbas gerçekten de benim karakterimi çok iyi ifade edebilen bir müzik aletiymiş. Bu olağanüstü isabetli kararı benim adıma verdikleri için ayrıca hocalarıma ne kadar teşekkür etsem azdır... konservatuar eğitim sırasında zorunlu olan piyano eğitimim dışında zaman zaman basgitar da çaldım. Ama ilk tercihim her zaman kontrbas çalmak olmuştur...

D.G. - Gelecekle ilgili projeleriniz neler?

V.H. - Yeni projelerin çalışmaları yoğun bir şekilde devam ediyor. İlk sırada çok iyi arkadaşım ve harika bir müzisyen olan Güç Başar Gülle ile bir stüdyo kaydımız var. 0nun ardından benim olmayan ama çalacağım iki projenin ardından derhal ikinci albümün kayıtları gelecek...

D.G. - İ-lounge´da düzenlenen caz gecelerinden bahsedebilir misiniz?

V.H. - Başta söylediğim gibi caz müziğinin üzerindeki bazı yanlış imajları kaldırmak gerek… Birincisi bu müziği sevmek zorunda değilsiniz ayrıca anlamak zorunda hiç değilsiniz çünkü eğer dinlediğiniz müzikten keyif almıyorsanız bir yerde yanlış var demektir. Caz müziği çalınması çok zor bir türdür bu yüzden bazen dinlenmesi ve anlaşılması da zorlaşabilir. Böyle zamanlarda kesin bir suçlu yoktur. Bazen seyirci bazen de çalan müzisyenler haklı olabilir. Caz müziği kesinlikle çok derin felsefesi olan bir müzik değildir. En azından benim için öyle. Çalarken çok eğlendiğim ama zaman zaman dinleyenle ortak bir yerde buluşmadığımda benim için kabus olan bir türdür... bu yüzden cazın sevilmesinde hem dinleyiciye hem de müzisyenlere bazı görevler düşer. Dinleyiciye cazdan keyif almak için önce anlamak gerekir gibi tavsiyeler kısmen yanlıştır. İlk önce merak uyandırmak, merak uyandırırken korkutmamak gerekir. Bir dinleyicinin Miles Davis´in ya da Bill Evan´ın hayatını öğrendikten sonra onları dinlemesi, keyif almasalar da bu müzisyenlere olan saygılarını arttıracaktır. Saygı da sevgi ve daha fazla merakı getirecektir. Çünkü sanata genel bir çerçeveden bakıldığında, sanatçıların eserlerini üretirken yaşadıklarının ve yaşadıkları dönemin bilinmesinde çok büyük bir önem vardır. Müzik genel anlamda herkesin içinde kendine ait bir şeyler bulabileceği bir sanattır. Zevkler görecelidir. Siz de arayarak, bol bol dinleyerek sevdiğiniz caz türünü bulabilirsiniz. Biz de bu anlayışla yaptığımız Hediye albümümüzü dinlettirdiğimiz Kemal Balta´dan aldığımız hadi gelin i-lounge´da caz yapalım demesiyle her hafta Çarşamba akşamları, Doluca Şarapları sponsorluğunda DLC Jazz Nights with Volkan Hürsever Trio olarak, yanımıza konuk müzisyenler de alarak çalmaya başladık. Mekanın manzarası servis ve yemekler dikkat çekecek kadar iyi. Bana nerede çalıyorsun dediklerinde i-lounge diyorum ikinci soru pahalı bir yer mi giriş ne kadar gibi haklı sorularla karşılaşıyorum. Çünkü herkesin aklında cazın pahalı ve sıkıcı bir müzik olduğu kalmış. Biz çarşambaları i-lounge´da çalarken dinlemeye gelirseniz her yerde verdiğiniz giriş ücretini ödemeyeceksiniz ve işte ben bundan hoşlanıyorum diyebileceğiniz cazın her türünü dinleyebileceksiniz. Çünkü siz dinlerken zevk aldığınızda biz çaldığımız müzikten zevk alabiliyoruz... albümüm daha müzik marketlerde yer almadığı halde bize bu desteği veren Kemal Balta, Doluca Şarapları ve bütün i-lounge ailesine çok çok teşekkür ederim...

Hürriyet - Demet GÜVEN / 05 Haziran 2009 Cuma

www.hurriyet.com