"Her şey bir haftada oldu !..."

Cazın en baba isimleri, Charlie Parker Anma Gecesi kapsamında İstanbul'a geliyor. Önceden grupla birlikte çalacağı ilan edilen dünyanın en iyi basçılarından Christian McBride son anda başka bir baba basçı Ray Brown'ın cenazesine katılmak için ayrılmak zorunda kalıyor. Grup kara kara düşünürken bir anda akıllara Volkan Hürsever ismi geliyor. Apar topar konsere çıkılıyor ve olaylar bakın nasıl gelişiyor...
Gerçekten nasıl hissettin kendini babaların yanında?
Roy Haynes'le çalmak şöyle bir şey. Hiçbir şey yapmana gerek yok aslında. Roy Haynes'le çalıyorsun, o yeter. Avusturya'da bunun rahatlığını yaşadım. Herkes sana öyle bir gözle bakıyor ki, yani orda tak diye dursan herkes vay be diyecek. Ne adam. Roy Haynes'le çaldığına göre bir bildiği vardır.

M.T. - Kanat Atkaya senin durumunu Fatih Terim'in atrenmana çağırdığı keşfedilmemiş futbolcuya benzetti. Durum bu mu gerçekten?

V.H. - Valla pazar günü saat dört filandı. Çanakkale'den dönüyorum. Bana telefon geldi böyle böyle çalıcaksın diye. Şok tabii. Yapabileceğim şey belliydi, en azından idare edebilirdim. Pazartesi sabahı Görgün abi (Taner) "Git," dedi "salona, üç buçukta adamlar orada olacak". Ben de gittim tıpış tıpış. Adamlar saat yedide geldi. Roy Haynes yok bu arada. "Nasılsa bu kadarcık zamanda prova yapmak bir işe yaramayacak. Provasız deneyelim, çalamazsa çalamaz zaten," diye düşünüyorlar. "Ne çalacağız?" diyorum, "Bilmiyoruz, Roy gelsin ona soralım," diyorlar. Sonunda geldi saat sekiz buçukta. "Ne çalacağız?" dedim, "Ne çalalım?" dedi. Bu var mı? Var. Şu var mı? Var. Beş tane parça yazdık orada hemen.

M.T. - Prova filan?

V.H. - Yok. Sound check'de 20 dakika çaldık, o kadar.

M.T. - Bildiğin parçalardı yani.

V.H. - Bazılarını bilmiyordum. Asıl sürpriz beni Avusturya'da bekliyordu. Ben nasılsa repertuvar aynı diye sormadım bir şey. Orada da farklı parçalar çaldık.

M.T. - Nasıl bir heyecandır bu?

V.H. - Durum şuna benziyor. Adamlar öyle güzel ortalar yapıyor öyle güzel toplar atıyorlar ki sana dokunmak kalıyor. Yani yüzde yüz golleri atıyorsun, onları attık tabii burada. Ama önemli olan kendine pozisyon yaratmak.

M.T: - Senden memnun kaldılar yani?

V.H. - Avusturya'ya çağırmalarını öyle yorumladım. İyi adamlarla çalmanın bir avantajı da bu. Onların yanından koşsan yeter. Ama ben daha iyisini yaptığımı düşünüyorum.

M.T. - Peki, nasıl oldu yani? Çıktın sahneye bir, iki, üç, dört; başladın çalmaya. Roy Haynes, Dave Kikovski, Kenny Garrett etrafında, dünyanın en baba basçısı Christian McBride'ın yerindesin...

V.H. - Şok tabii. Ben şoktayım ama onlar da şokta. Başta biraz kastım ama sonra açıldım. Bu kadarını beklemiyorlardı herhalde. Yani ne bekliyorsun ki! Parçaları bilmiyor, McBride'ın yerine çalabilecek mi? Başarmış olmalıyım ki Avusturya'daki konserin ardından bir röportajda Roy Haynes, "Bu adama iyi bakın, çok önemli bir iş yaptı, dünyanın en iyi basçısının yerinde çaldı," dedi. Arkada da yerel bir radyonun konserde yaptığı kayıt çalıyor.

M.T: - Sonradan dinleyince nasıl buldun performansını?

V.H. - Valla işte o sırada çalanın ben olduğumu anlayamadım. Kenny Garrett'la altı-yedi dakika karşılıklı atışmışız, farkında bile değilim. O kadar enerjik, o kadar inanılmaz çalıyor ki adamlar. Sen de onlara uyuyorsun. Canımı dişime taktım yani konserde.

M.T. - Avusturya'ya gitme hikâyesi nasıl oldu?

V.H. - Valla buradaki konser bitti. Ben bir oh çektim. Görevimi yaptım, rahatladım diye düşünüyorum. Gece saat birde bir telefon. "Yarın on buçukta Avusturya'ya gidiyoruz. Bizimle gelir misin?" "Ben tabii mutluluktan uçuyorum. Vizem yok," diyorum. "Vize ne?" diyor adamlar. Allahtan Schengen vizem vardı. Şans işte. Şanslıydım ben.

M.T. - Peki ilerde de görüşecek misiniz?

V.H. - Avusturya'da iki gece çaldık. Bir sürü müzisyenle konuştum. Hepsinin söylediği şuydu: Amerika öyle bir yerdir ki her zaman herkes sana bir şans verir. En iyi isimlerle bile çalabilirsin. Ama gerçekten iyiysen seni ikinci kez ararlar. Oraya gitmem bu yüzden önemli benim için.

M.T. - Seni yeniden arayacaklar mı?

V.H. - Kenny Garrett'la kimyamızın uyuştuğunu hissediyorum. Telefonlar filan alındı. Eylülde New York'a gitmeyi düşünüyordum. Konuşuruz artık herhalde.

M.T. - Kendi projelerin var mı?

V.H. - Kerem'le (Görsev) bir kontrbas-piyano projemiz vardı. Onu yapacağız bir kere. Kenny Garrett davul, saksofon ve kontrbastan oluşan bir trio albümü yapmak istediğini söyledi. Ekimde tekrar buraya gelecek. Onunla konuşacağım.

M.T. - Olabilecek en iyi şey bu mudur hayatta bir caz müzisyeni için?

En iyi şey, dünyada her yerde çalabilecek durumda olmaktır. Albümünü çıkarmak, sürekli çalmak, herkesle çalmak ve dinlemek. Daha ne olsun?

M.T: - Her şeyin ardından nasıl hissediyorsun kendini?

V.H. - Kendime olan güvenim arttı. Bu adamlar dünyanın en iyi müzisyenleri. Olacak şey değil yani. Efsane bunlar.

Hayatı tesadüf . 7 yıldır Kerem Görsev ile çalıyor Volkan Hürsever. Bilgi Üniversitesi Müzik bölümünde bas dersleri veriyor. Hayatı caz dinlemek ve çalmaktan ibaret. "Dinlerken başka bir şey yapamıyorum," diyor. Günde 8 saat müzik dinlediğini düşünürsek o tam bir caz adamı. 33 yaşında, geçenlerde yanıp kül olan Gazi Osman Paşa Ortaokulu'nu bitirdikten sonra 15 yaşında Mimar Sinan Devlet Konservatuvarı'na girmiş. Babası müzisyen, davulcu Hasan Hürsever. Ama onun hiç de 'Daha küçük yaşta...' diye başlayan bir müzik geçmişi yok. "Benim hiç ilgim yoktu müzikle," diyor. Konservatuvara girdiğinde yaşı pek çok enstrüman için geç olduğundan korno, trombon ya da kontrbas arasında bir tercih yapması gerekmiş. Sonuç: Tesadüfen kontrbas. "O zaman caz bizde yasaktı," diyor, "Ben caza okula girdikten 6-7 yıl sonra başladım. Bu lafı söylemekten nefret ediyorum ama şimdiki çocuklar çok şanslı. Caz okulu var yahu, düşünsene. Kitap bol, internet var, CD desen git Hakan'a (Lale Plak'tan söz ediyor) istediğini seç..."

Uzun lafın kısası Volkan Hürsever şansının yardımıyla, bir tesadüfler zinciri sonucunda derslerde teori diye okutulan efsane adamlarla çaldı, üstelik beğenildi. Bu hikayeden çıkarılacak ilk dersi Kanat Atkaya söylemişti: Cep telefonunuzu açık tutun. İkincisini de biz söyleyelim: Siz siz olun vizesiz dolaşmayın. Nerde ne zaman lazım olacağı hiç belli olmaz...

MEHMET TEZ , 20 Temmuz 2002 , RADİKAL

www.radikal.com